Takip Edin

Genel

Muz yemek nükleer santralden daha tehlikeli

Yayınlanma tarihi

-

Mersin’deki Türkiye’nin ilk nükleer enerji santrali olan Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin temelleri atıldı. Nükleer enerjiyle ilgili endişeler de dillendirilmeye başlandı. Oysa nükleer reaktörün yaydığı yıllık radyasyon, bir muz yediğinizde aldığınız radyasyona eşittir

 

Bildiğiniz gibi madde, atom denen küçük parçacıklardan oluşur. Atomlar da proton, nötron, elektron denilen daha küçük parçacıklardan meydana gelir. Proton ve nötronlar, nükleus olarak da bilinen çekirdeği oluşturur, bu çekirdek etrafında elektronlar yer alır.
Çekirdekte nötron ve protonları bir arada tutan bağlar, yüksek miktarda enerji taşırlar. Söz konusu bağlar kırıldıkları zaman yüksek miktardaki enerji serbest kalır. Bu bağlar da nükleer fisyon denilen bir süreçle kırılabilir ve açığa çıkan enerji de elektrik üretiminde kullanılabilir.
Nükleer fisyon, kütle numarası çok büyük bir atom çekirdeğinin parçalanarak kütle numarası daha küçük iki çekirdeğe bölünmesi olayıdır. Bu reaksiyonlarda uranyum gibi radyoaktif elementler kullanılır. Nükleer fisyon sırasında, atom çekirdeğine çarpan nötron, çekirdeği ikiye böler ve ısı ve radyasyon formunda enerji açığa çıkar. Bu süreçte serbest kalan nötronlar başka uranyum atomlarına çarpar, bu atomların çekirdeği de parçalanır ve süreç bu şekilde kendini tekrar eder. Buna zincirleme nükleer reaksiyon denir.

 


UÇAKTAKİ RADYASYON DAHA FAZLA
Bu reaksiyon, nükleer reaktörlerde istenilen ısının kontrollü bir şekilde elde edilmesinde kullanılır. Isı ile buharlaştırılan su, türbinleri döndürür ve böylelikle elektrik elde edilir.
Nükleer enerji, radyoaktif elementler aracılığı ile elde edildiği için, çevreye radyasyon yaydığını ve bunun tehlikeli olduğunu iddia edenler vardır. Oysa bu iddia yanıltıcıdır, aslında çevremiz hali hazırda radyoaktif elementlerle doludur ve bunların etkisi reaktörlerin yaydığı radyasyondan fazladır.
Nükleer reaktörün yaydığı yıllık radyasyon, bir muz yediğinizde aldığınız radyasyona eşittir. Muz, radyoaktif potasyum izotopu K40 içerir. Bir nükleer santralin yaydığı radyasyon, yaygın kanaatin aksine, eşit derecede enerji üreten kömür yakan termik santrallerden 100 defa daha azdır. Doğada bulunan kömür, doğal olarak toryum ve uranyum içerir. Bu radyoaktif elementlerin konsantrasyonu kömür yandıkça artar ve uçan küller aracığı ile çevreye yayılır. Ülkeler arası yapacağınız bir uçuşta maruz kalacağınız radyasyon, santralin bir yılda yaydığı radyasyonun 200 katıdır. Yani nükleer santrallerin yaydığı radyasyondan korkmak için hiçbir gerekçe yoktur.
Bazıları nükleer reaktörlerin atom bombası gibi patlayabileceğini, dolayısıyla bu reaktörlerden kaçınılması gerektiğini söyler. Bu tam anlamı ile saçma bir iddiadır. Atom bombası özel maddeler içerir ve büyük patlama etkisi yaratmak için bunların özel bir şekilde imal edilmesi gerekir. Nükleer reaktörlerde bu materyaller bulunmamaktadır.
Bazı çevreciler nükleer enerjinin çevreye zararlı olduğunu söyler. Bu da yanlıştır. Nükleer reaktörler, termik santrallerin aksine sera etkisi yapan CO2 gibi gazlar yaymazlar. Dolayısıyla nükleer enerji, küresel ısınmaya yol açmaz. Ayrıca nükleer enerji, diğer enerji türlerine göre çok daha az alana ihtiyaç duyar, bu da çevre ve doğal yaşamı diğer enerji türlerine göre daha az etkilediği anlamına geliyor.

YA ÇERNOBİL VE FUKUŞİMA?
Peki, Çernobil ya da Fukuşima kazaları, bize nükleer santrallerin tehlikeli olduğunu göstermedi mi? Hayır. Bugüne kadar 33 ayrı ülkede çalışan nükleer reaktörlerin toplam çalışma süreleri 17 bin yılı buluyor. Bu 17 bin yıllık toplam çalışmada sadece üç tane nükleer reaktör kazası oldu, bu da ortalama 6 bin yılda bir kazaya denk geliyor.
Bu üç kaza şunlar: Three Mile Adası (ABD 1979), Çernobil (Ukrayna 1986), Fukuşima (Japonya 2011). Bu üç kazadan sadece Çernobil, 56 kişinin ölümüne yol açtı, diğer iki kazada ölen olmadı. Çernobil’den açığa çıkan radyoaktif elementlerin ne kadar kanser vakasına yol açtığı tartışmalı. En abartılı hesapla bu 9 bin kişiyi bulabilir. Bu abartılı hesaba kurtarma operasyonlarında ölenleri katsak bile, hidroelektrik santrallerde ölenlerin sayısı, nükleerlerin 16 katını bulabiliyor. Zira baraj çökmeleri ciddi su baskınlarına yol açabiliyor. Örneğin 1975 yılında Çin’deki Banqiao Barajı kazası tam 171 bin kişinin ölümüne yol açmıştı. Termik santrallerden ölenlerin sayısı ise nükleerin tam 1.100 katı. Üstelik yol açtığı çevre kirliliğinin sonuçları henüz tam ortaya çıkmış değil.
Nükleer enerji, en temiz enerji kaynağı olarak görülen rüzgar türbinleri ve güneş enerjisi panellerinden bile daha az ölüme yol açıyor. Rüzgar panellerini takarken ya da türbinlere bakım yaparken ölenler ele alındığında, güneş enerjisi nükleerin beş, rüzgar enerjisi nükleerin iki katı ölüme yol açmış. Yani nükleer enerji, net bir şekilde en güvenli enerji kaynağı. Üstelik Akkuyu’ya kurulacak nükleer santral, en ileri güvenlik önlemlerini içeriyor. Yeni inşa edilen santraller çok daha yüksek güvenlik önlemlerine sahip ve kaza riski zaman geçtikçe azalıyor.
Reaktörlerde kullanıldıktan sonra, yakıttan geriye kalan atıkların tehlikesinden bahsedenler de var. Aslında kalan atıklardan yüzde 96’sı geri dönüşüme girip yeniden kullanılabilir ve bu atıkları güvenli bir şekilde depolamanın yöntemleri vardır. Ancak bu bizim için bir sorun değil, zira Akkuyu’dan çıkan atıklar Rusya tarafından alınacak.
Sonuç olarak, nükleer santrallerden korkmak için hiçbir sebep yoktur. Ortaya atılan kötü senaryolar bilimsellikten uzaktır.

Devamını oku
Yorum Yaz

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Dünya

peak games in 41 kanalda aynı anda yayınladığı işte o reklam

Yayınlanma tarihi

-

-

Televizyonlarda yayınlanan bir reklam sonrasında peak.com nedir? diye vatandaşlarca araştırılmaya başlandı. Peak Games bu akşam saat 21.30’da 41 televizyon kanalına aynı anda verdiği reklam ile gündeme geldi.

PEAK.COM NEDİR

2010 yılında istanbul kurulan teknoloji şirketidir. Türkiye merkezli dünya teknoloji endüstrisinde hızlı bir yükselişe sahip Türk şirketidir. Daha çok oyunlarda uzmanlık kazanmışlardır.

Söz konusu reklam 18 şubat 2019 tarihinde bazı televizyon kanallarında aynı anda yayınlandı. Reklam bir anda Türkiye gündemine oturmuştur.

İşte peak.com’un reklamında yer alan metin:

“Hoş geldin!

Biz bir takımız, İstanbul’dan.

Yolculuğumuz 8 yıl önce, Türkiye’den dünyaya uzanan bir teknoloji şirketi olma hayaliyle başladı.

Takım olmayı ve gelişmeyi her türlü başarının önüne koyarak ilerledik. Dünyaya etki edecek ürün ve teknolojilerin ancak bu anlayışla yaratılacağına inandık.

Bugün, dünyanın en büyük mobil uygulama geliştiricilerinden biriyiz. Ürünlerimiz 193 ülkede, 300 milyondan fazla kişi tarafından kullanılıyor. Hayallerimiz ise bunun çok daha ötesinde.

Milyarlarca insanın hayatına dokunan teknolojiler geliştirmek ve dünyayı değiştirmek için takım arkadaşları arıyoruz.

İşte bu nedenle sana ulaşmak istedik. Bizim için tecrübelerinin değil, hayallerinin büyüklüğü önemli.

Seni sonuna kadar destekleyen bir ekibin olsun istiyorsan, tanışalım.”

PEAK HAKKINDA

Türkiye’den dünyaya uzanan bir teknoloji şirketi olma ve insanların hayatlarına dokunabilme amacıyla 2010 yılında İstanbul’da kurulan Peak, mobil uygulama pazarının dünyadaki en büyük şirketleri arasında yer alıyor. Mobil oyun alanında elde ettiği büyük başarıları sürdürürken teknolojinin farklı alanlarında da ürünler geliştirmeye başlayan Peak’in başarısının ardında yaşama, ilerlemeye, öğrenmeye ve üretmeye tutkuyla bağlı ekibi bulunuyor.

 

Devamını oku

Genel

Musk, CERN İle Anlaşmaya Vardı

Yayınlanma tarihi

-

-

Eğer bir parçacık hızlandırıcısını inşa etmeye kalksaydınız ve dahası hedefiniz bu güne kadar inşa edilmiş en büyük parçacık hızlandırıcısını yapmak olsaydı, bunun için gerçekten uzun bir tünel inşa etmeniz gerekirdi. Gerçeği söylemek gerekirse, tünelin uzunluğunun 100 kilometre uzunlukta olması, projenizin başarılı olması için gerekli olurdu.

Bu, şüphesiz ki en maliyetli projeler listesine baştan girebilecek bir çalışma olma özelliğini taşıyor. Fakat birlikte çalıştığınız kişi The Boring Company’nin sahibi olan Elon Musk ise, işiniz artık çok daha kolay olabilir.

MIT Technology Review‘in CERN’in Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’nın yanı sıra kullanıma almak istediği yeni parçacık hızlandırıcı projesi olan Future Circular Collider’ı detaylandıran bir tweetine yanıt olarak Elon Musk, bu pahalı proje hakkında CERN’ün yöneticisi konumunda bulunan Fabiola Gianotti ile konuştuğunu açıkladı.

Devamını oku

Genel

Dünya malının yarısı 26 kişide

Yayınlanma tarihi

-

-

İngiliz yardım kuruluşu Oxfam, küresel adaletsizlik raporunun yeni sayısını yayınladı. Rapora göre zenginle fakir arasındaki uçurum 2018’de daha da büyüdü. En zengin 26 kişinin serveti, en fakir yüzde 50’nin yani 3 milyar 800 milyon kişinin tüm varlığına eşit. 2016’da 61 kişi olan bu sayı 2017’de 43’e düşmüştü. 2018’de zenginler tarihte hiç olmadıkları kadar zengin oldu.

Her iki günde bir kişi milyarder oldu, son 10 yılda ise milyarder sayısı ikiye katlandı. Geçen yıl milyarderler servetlerine günde 2.5 milyar dolar kattı, bir yılda 900 milyar daha kazandı. 2018’de dünya nüfusunun yarısını oluşturan en fakir yüzde 50’lik kesim ise, yüzde 11 daha fakirleşti. Dünyada her iki kişiden biri, günde 5 buçuk doların altında gelirle yani ayda 900 liradan daha az parayla geçiniyor. Rapora göre, e-ticaret şirketi Amazon’un kurucusu Jeff Bezos, 112 milyar dolar servetiyle dünyanın en zengin insanı. Bezos’un servetinin yüzde 1’i ise 115 milyon insanın yaşadığı Etiyopya’nın tüm sağlık bütçesine denk.

En zengin yüzde 1’lik kesimin servetine ek yüzde 0,5 vergi, 262 milyon çocuğun okula gitmesini sağlayabilir. 3 milyon 300 bin kişinin de hasta masrafları karşılanabilir. Gelir adaletsizliğinin asıl nedeni ise vergi. Dünyanın en zenginleri, yoksullardan çok daha az vergi ödüyor. 84 milyar dolarlık servetiyle dünyanın en zengin üçüncü kişisi olan Warren Buffet, “sekreterimden daha az vergi ödüyorum” diyerek bu duruma dikkat çekmişti. 78 ülkenin verilerine göre, hükümetler verginin büyük kısmını, tüketimdeki KDV ve çalışanların gelirleri üzerinden alıyor. Varlık vergisinin payı ise, yüzde 4-5’leri geçmiyor. Süper zenginler servetlerinin 7.6 trilyon dolarını vergi cenneti olarak da anılan “off shore” ülkelerinde saklıyor.

Devamını oku

TREND